Sayat Uşaklıgil

Biyografi:
1975 İstanbul’da doğdu
1993-1997 Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü
1997-1999 Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans
Programı

Ödüller:
1997 Sakıp Sabancı Vaksa Ödülleri, Resim Bölümü Birincilik Ödülü

Kişisel Sergiler:
2019 Tuhaf Hikâyeler, Galeri 77, İstanbul, Türkiye
2019 Mutlu Kalabalıklar, Galeri 77, İstanbul, Türkiye
2018 Zamanlar Arası, Galeri Kambur Arnavutköy, İstanbul, Türkiye
2012 Yıldızlar Geçidi, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2009 Suskonuş, Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul, Türkiye
2003 İş Bankası-Parmakkapı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye

Grup Sergileri:
2019 Geçmiş Zaman Olur Ki…, Galeri 77, İstanbul, Türkiye
2019 STEP İstanbul, Galeri 77 ile, Tomtom Kırmızı Binası, İstanbul, Türkiye
2017 Şimdinin Kırılganlığı, Daire Galeri, İstanbul, Türkiye
2016 Nefes 3, Merkür Galeri, İstanbul, Türkiye
2015 Gerçekliğin Kurgusu, Russo Art Galeri, İstanbul, Türkiye
2015 Las Menınas Yorumları, Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul, Türkiye
2012 Kıyamet, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2012 Hep Birlikte V, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2011 Hep Birlikte IV, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2011 Hep Birlikte III, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2011 I. İstanbul Yaz Sergisi, Beyaz Art Sanat Limanı, İstanbul, Türkiye
2011 Dream Night (Rüya Gecesi), Swiss Otel, İzmir, Türkiye
2011 Bağlantı, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2010 Vicino A Noi (Yakında), Ufficio Cultura e İnformazioni dell’Ambasciata di Turchia a Roma, İtalya
2010 Quintessenze (Cevherler), Scuderie Aldo Brandini, Frascati, Roma, İtalya
2009 Movimento Sintesi in İstanbul (İstanbul Sentez Hareketi), Caddebostan Kültür Merkezi-CKM, İstanbul, Türkiye
2009 My Name Is Casper (Benim Adım Casper), 216 Düşünce ve Üretim Alanı, Karşı Sanat Çalışmaları, Tarihi Sümerbank Binası, İstanbul, Türkiye
2009 Sintesi (Sentez), Türk-İtalyan Resim Sergisi, Altamira Sanat Galerisi, Mersin, Türkiye
2009 Sintesi (Sentez), Türk-İtalyan Resim Sergisi, Atatürk Üniv. K. M. Sanat Galerisi, Erzurum, Türkiye
2009 Sintesi (Sentez), Türk - İtalyan Resim Sergisi, İpsar, Roma, İtalya
2008 Sintesi (Sentez), Caddebostan Kültür Merkezi-CKM, İstanbul, Türkiye
2007 ARKHE Grup Sergisi, Caddebostan Kültür Merkezi-CKM, İstanbul, Türkiye
2006 Homo Ludens – Quando l’arte entra in gioco (Sanat Devreye Girdiğinde), NeoArt Gallery, Roma, İtalya
2004 ARKHE Grup Sergisi 4, Akademililer Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
2003 ARKHE Grup Sergisi 3, Mine Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
1999 Karma Sergi, Galatea Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
1999 Türk Kalp Vakfı Resim Sergisi, İstanbul, Türkiye
1999 Ayşe & Ercüment Kalmık Vakfı, 5. Resim Yarışması Sergisi, İstanbul, Türkiye
1999 ARKHE-ARCHE Grup Sergisi 2, Elhamra Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
1998 ARKHE Grup Sergisi 1, Galatea Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye
1998 Mimar Sinan Üniversitesi, G.S.F. Litografi ve Serigrafi Sergisi, İstanbul, Türkiye
1998 Genç Etkinlik 2, KAOS Sergisi, Tüyap, İstanbul, Türkiye
1997 Türk Kalp Vakfı Resim Sergisi, İstanbul, Türkiye
1997 Ayşe & Ercüment Kalmık Vakfı 4. Resim Yarışması Sergisi, İstanbul, Türkiye
1996 Habitat II, ÖTEKİ, Çağdaş Sanat Sergisi, Antrepo, İstanbul, Türkiye

Fuarlar:
2012 Contemporary İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi ile, İstanbul, Türkiye
2012 Art Bosphorus Çağdaş Sanat Fuarı, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi ile, İstanbul, Türkiye
2011 Contemporary İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi ile, İstanbul, Türkiye
2011 Art Bosphorus Çağdaş Sanat Fuarı, Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi ile, İstanbul, Türkiye
2010 Art Bosphorus Çağdaş Sanat Fuarı, Arte Vista Standı, İstanbul, Türkiye
2010 ARTİST 20. Tüyap Sanat Fuarı, Manik Atak Sergisi, İstanbul, Türkiye
2009 ARTİST 19. Tüyap Sanat Fuarı, Sistem Arızası Sergisi, 216 Standı, İstanbul, Türkiye
2009 İmmagina, Reggio Emilia Sanat Fuarı, İtalya
2009-2004 ARTİST Tüyap Sanat Fuarı, ARKHE Grup Sergileri, İstanbul, Türkiye

Performanslar:
1996 Eric Anderson ile OPUS 29 Performansı, AKM, İstanbul, Türkiye


Sayat Uşaklıgil 1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü birincilikle bitirdi. Aynı kurumda yüksek lisans eğitimini tamamladı. “Arkhe” ve “216” insiyatifleriyle grup sergileri düzenledi. Yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere çeşitli sergi ve fuarlara katıldı. Çalışmalarına halen İstanbul’daki atölyesinde devam etmektedir.

Sayat Uşaklıgil resimlerinde mekânsal ve zamansal zıtlıkları, geçmişin belleğinden kalan formlarla buluşturur. Nostaljik kadın figürleri en masum halleriyle, günümüz dünyasının görsel algısının çok uzağından kopup gelirler. Kendi zamanlarında donup kalmış figürleri devinim halindeki sonsuz evren içinde, zamanlar üstü bir boyuta taşır. Bu absürt kolaj izleyici üzerinde zamansal gelgitler yaratır. Sanatçı yapıtlarında geçmiş zamana ait figürlerin güzellik anlayışını eski kitap illüstrasyonları estetiğinde birleştirip harmanlarken zamanlar arası bir geçirgenlik sunar. Eserlerinde jestlere ve yüzlere odaklanan Uşaklıgil mekansal kopukluklarla gelecek ve geçmiş arasındaki senkron kaymasını işler. Bu uyuşmazlık resimlerdeki renkli ve siyah-beyaz alanların zıtlığıyla da güç kazanır.

Tuvalde resmedilen figürler artık hayatta olmayan, belirli bir zaman diliminin sembolü ve ikonlarıdır. Sadece fotoğraflarda belge veya anı olarak kalan bu formları resimlerinde kullanan Uşaklıgil “Memento Mori” (fani olduğunu hatırla) deyişine de işaret eder. Bunu bazen sürreal, bazen dingin bir atmosferde sunar bizlere.


Yorumlar:
TUHAF OLAN HAYAT, HİKÂYELER DEĞİL
İnsan yaşamın içinde bir varlık olarak devinimini sürdürürken, aynı zamanda diğer insanlar, mekânlar ve nesnelerle olan ilişkilerinin sınırlarını da belirler. Çocuklukta memenin yerine geçen bir emzik ile başlayan “şey”lerle ilgili süreç, daha sonra yaşamın içindeki günlük kullanım nesneleri ile olan işlevsel ilişki üzerinden devam eder. Ardından gelen dönemde ise bunlardan bazıları birer “arzu nesnesi” olmaya kadar yükselip, geleceğe ait hedeflerin parçası olurlar.

Bir amaç için üretilmiş nesneler, özellikle çocukların hayal dünyasında bambaşka bir düzlemde henüz adlandırılmamış olan ideallere karşılık gelebilir. Ama o dönemde bu nesnelerin adı oyuncaktır ve geleceğe ait tasarrufların önkoşulu olarak çocuğun zihninde aslı ile yer değiştirmek üzere beklemektedir. Kısacası her nesne kendiyle değil ona atfedilen anlamla gövde bulur. Bir çatal mikrofon, bir kibrit kutusu araba, bir kalem füze, bir tencere davul olabilecek ve çocuğu hayalleri üzerinden ileriye taşıyacaktır.

Nesnelerin ciddi bir kısmı doğada bulunmaz. Doğada bulunmayan nesnelerin en önemli kısmı sanat yapıtlarıdır. Bir müzik parçasını gök gürültüsü ya da rüzgârın sesinden ayıran şey ne ise, bir Picasso resmini yosun tutan duvardan farklı kılan da aynı şeydir: İnsan ve insanın bir yapıt karşısında aldığı o aşkın tavır. Sanatçı, üretimi olan yapıtına eklemlediği özelliklerle, sanat tarihi içinde giderek anonimleşerek izleyici olarak adlandırdığımız kitle tarafından kabul görür.

Sanatçıların ciddi bir kısmı yapıtlarını oluştururken, genellikle daha önce üretilmiş nesneler ya da karşı karşıya geldiği olay ve durumlardan yararlanırlar.  Bir kısmı ise daha önce üretilmiş sanat yapıtlarının çoğaltımını yaparlar. Sanat tarihi, müzikten resme, edebiyattan fotoğrafa kadar sayısız çeşitleme ile doludur. Bazıları konuyu alıp biçimi değiştirmiş, bazıları üzerine yeni eklemeler yapmış, bazen de orijinalinden daha çok tanınmış eserlere imza atmışlardır. Andy Warhol gibi sanatçılar sıradan bir konserve kutusuna ya da gazetedeki bir fotoğrafa sanat üzerinden çok farklı anlamlar yüklemişlerdir.

“Ready made” kavramı üzerinden hazır malzemenin kullanımı, özellikle 1950’lerden sonra sanatın önemli üretim yollarından biri olmuştur. Marcel Duchamp ya da Man Ray’in yapıtlarını bu nesneler üzerinden oluşturduklarını bir kez daha hatırlamakta yarar var. Bu arada Rönesans’ın başlangıcının Yunan ve Roma sanatının yeniden ele alınarak “Antikite” üzerinden gerçekleştiğini unutmayalım. Görsel sanatların tümü -özellikle fotoğraf- var olan ve insan gözü için görünür olandan yola çıkar. Hiçbir an fotoğrafını gerçeği sadece kayıt etme olarak ele alamayız. Yoksa an fotoğrafını sanata dönüştürmüş birçok fotoğrafçıya haksızlık etmiş oluruz.

Aile, okul, mahalle, iş yaşamı, komşuluk ilişkileri, sosyolojik ve psikolojik yaşamımızın önemli parçalarıdır. Bu ilişkiler içinde katalizör işlevi gören nesneleri iletişimimiz sırasında sıklıkla kullanırız. Sanat yapıtları dahil üretilmiş olan her türlü nesne, insanın diğer insanlarla iletişiminde bir geçit görevi yapmaktadır. Ve bu nesneler, birisi gelip onu yeniden biçimlendirip, stilize edinceye kadar dolaşımlarını anonim olarak sürdürürler. Ama bu şekliyle sahipsiz bir biçimde insanlığa mal olmaları imkânsızdır. Yapıtı boyunduruk altına almak aynı zamanda sanat yapıtına nefes aldıran boşluğu (uzayı) özgür kılmakla eş anlamlıdır. Sanat bu görevi en soylu biçimde yerine getirir.

SEÇİLMİŞ SAHNELER
Sinema bir sürecin altını çizerken, fotoğraf da dondurulmuş anlara karşılık gelir. İkisinin de yapı taşı insandır. Sayat Uşaklıgil, “Tuhaf Hikâyeler” serisinde insanlar ve temsil ettikleri gerçekler arasındaki o tuhaf ve büyülü dünyanın varlığını sinema sanatı üzerinden kurgulayıp kendi alanı resim aracılığıyla bizlere gösteriyor. İzlediğimiz filmlerin eriyen sahneleri gibi, kendisi de sahneler, sekanslar arasında çıktığı yolculuğa bizleri de tanık ediyor. Bakıyoruz, görüyoruz; görüntü uçup gidiyor ve geriye adeta düşlerden süzülmüş imgeler kalıyor.

Sayat Uşaklıgil’in müzik ve sinema gibi iki büyük tutkusu, onu ressam olarak var eden iki önemli daldır. İyi bir müzik dinleyicisi ve sağlam bilgi birikimine sahip bir sinema izleyicisi olan Sayat Uşaklıgil, yapıtlarını doğaya bakarak yapan ressamların aksine, daha önce üretilmiş sanat yapıtlarından yola çıkarak işlerini oluşturuyor. Arşivinde bulunan binlerce plak ve sinema filmi, onun sanatında esin kaynağını oluşturan en önemli iki alan. Sayat, resimlerinde ona esin kaynağı olan bu iki farklı dünyayı ısrarla tuvaline aktarıyor.

Sayat Uşaklıgil’in bir önceki sergisi “Mutlu Kalabalıklar (Merry Crowds)” Amerikan rüyasının ağırlıklı olarak 40’lardan 60’lı yıllara kadar gelen bir özeti gibiydi. Pozlar üzerinden kurgulanan anlarla, yapay bir cennetin, sentetik bir dünyanın dışavurumları bizlere sunuluyordu. Çoğu kimin çektiği belli olmayan neredeyse anonim olmuş fotoğraflar, soğuk savaş döneminin saklanmış gerçeklerine paravan görevi yapıyordu. İyi ki bu anların fotoğrafları çekildi, iyi ki Sayat Uşaklıgil bunları pentürün gizli dünyasına dahil etti. Doğayı -fotoğraf makinesinin- bulunduğu açıdan saptayan fotoğraf, Sayat tarafından bir ara katman olarak kullanılıp resim sanatına dahil edildi.

Aslında yalnızca fotoğraflar için kurgulanmış bu yapay dünya rahatlıkla resmin gerçeği ve ressamın gerçekliği olabiliyor. Çoğu kimin tarafından çekildiği belli olmayan bu anonim fotoğraflarda daha çok kadınlar ellerinde plaklar, önlerinde pikap ya da gramofonlarla müziğin gizemli dünyasını bizlere vermek üzerine yerlerini almışlardı. Sıra, artık akan zamandan duran zamana, Sayat Uşaklıgil’in bir başka uzmanlık alanı olan sinemadan kareleri durdurmaya gelmişti.

Sinema kimileri için bir eğlence, kimileri için kendilerini buldukları dünya, kimileri için de kitlelere en güzel ve hızlı bir biçimde ulaşan, çağımızın tartışmasız en yaygın sanatıdır. Sayat Uşaklıgil döneminin pelikül üzerine pozlandırılmış, sonra kimyasal yollarla banyo edilmiş, negatifinden pozitif kopyası çıkarılmış, ardından da karanlık bir sinemada projeksiyonla gösterilmiş filmlerini konu olarak almıştır. Sayat’ın dünyasını biçimlendiren bu filmler, her türlü modernizmine rağmen 40 ila 60 yıl öncesine taşımaktadır bizleri. 

Sayat, sinema sanatının harekete dayanan bağlamını değiştirerek film karelerini pozlar halinde tuvale taşıyor; ama film bittiğinde kalan sonuç imgenin resmini yapmıyor. Zaten gerçeklerin yansıması bile olsa kurmaca olan film, önce durdurularak bir fotoğrafa dönüştürülüyor, ardından bu kare resim olarak son halini alıyor. Gerektiğinde tuvale aynı anda iki film süperpoze olarak düşürülüyor. Böylece oyuncular tarafından biçimlendirilmiş somut anlar, paralel iki evrenin eşiğiymişçesine aynı anda görünür oluyor. Unutulmaması gereken bir nokta da, Sayat filmlerde yer alan kişilerden başka herhangi bir figürü resmine eklemiyor. Böylece kurmacanın gerçekliği, bir kez daha değiştirilmiyor.

Büyük filmlerin ardından gitmiyor Sayat, “B”, “C” sınıfı filmlerin kendi resmi için değerli bulduğu anlarını ve bu anların çekici gerilimini resmediyor. Sinema tarihiyle çok iç içe değilseniz, alternatif sinema tarihinin peşinden koşmuyorsanız bu tuvallerin hangi filmi yansıttığını anlamak kolay olmayabilir. Ama bu soyutluk, daha fazla anlam düzlemiyle baş başa bırakıyor resim izleyicisini. Sayat’ın resimlerinde, hepsi bir yönetmen tarafından çekilen ve o rolü oynayan oyuncuların sadece birer kişilik olarak yer aldığı, Roland Barthes’in deyimiyle “studium”undan, yani tarih, zaman ve kişilerinden kopuk yeni bir düzlemle baş başa kalıyoruz.

Sayat Uşaklıgil sıradan olanın içindeki gerçeküstücü duygu ile çok meşgul. “Tuhaf Hikâyeler” serisinde sözcüklere yeterince dökemesek de durdurulmuş o sahnelerde tekinsiz bir şeyler olduğunu hissedebiliyoruz. Biraz dikkatle baktığımızda sahnenin içinde yer alan kişilerin arasındaki ilişkiler hakkında akıl yürütüp yepyeni senaryolar yazmak da mümkün. Sürece an olarak baktığımızda, yani akan filmi durdurduğumuzda, tıpkı fotoğraf sanatında olduğu gibi farkına varamadığımız detaylarla karşılaşırız. Bu da bize aslında hiçbir şeyin sıradan olmadığını, dikkatli ve daha uzun süreli bir bakışla görünmeyenin arkasında saklı bir dünyanın olduğunu gösterir.

Bir sanat yapıtına baktığımızda, aslında neye bakarız. Eğer konumuz resim ise, başlangıçta resmi kavrayıp içine girmek için figürleri kullansak da son izlenim olarak daima yapıtın bizde bıraktığı toplam etkiyi ölçüt alırız. Sanat yapıtları, sanatçılarının yapıta kattığı ruhun görünmesiyle sanat tarihi içindeki yerini alır. Seçilen konulardaki ortaklık, bakış ve yaklaşım açılarındaki birlik o sanatçının üslubunu oluşturur. Mozart’ı müziğini bilen bir kişi, Mozart’ın hiç duymadığı bir yapıtını dinlediğinde, onun bestelerindeki özelliklerden yola çıkarak o eserin aynı besteciye ait olduğunu bilebilir. İzleyici de bu etkiyi yaratan izlenim, sanatçının tutarlılığıyla ilgili bir durumdur.

Sayat’ın konuları ve yaklaşımı belli. O modern zamanların tuhaf hikâyelerini yeniden ele alarak resimlerini üretiyor. Genelde insanların açık ya da kapalı alanlarda bir araya gelip topluluk oluşturduğu görüntüleri kendine konu ediniyor. Akışı bizim adımıza durduran Sayat Uşaklıgil, üretilmiş eserlerden özenle cımbızladığı anları, üzerlerinde daha fazla düşünmemiz için tuvaline aktarıyor. Ve bir kısmını seyretmiş olma ihtimalimizi de hesaba katarak, filmlerin içinde yer alan binlerce sekanstan kendi seçtiği planları bir sergi bütünlüğü içinde izleyicilere sunuyor.

Sanat denen ve binlerce yıldır oynanan bu oyuna, “Tuhaf Hikâyeler”den oluşan yeni bir versiyon daha ekliyor Sayat Uşaklıgil. Belki de Sayat’a sormamız gereken soru “Bu resim hangi filmden?” yerine “Bu an hayatın neresinden?” olmalı diye düşünüyorum. Sayat’ın resim sanatı üzerinden kestiği biletle yerimize oturup bizim için sinema tarihinden seçtiği filmleri izlemenin tam vaktidir. Geriye, söylenecek tek şey kalıyor: “İyi seyirler.”

Merih Akoğul, Kasım 2019

***
ÜTOPİK MUTLULUKLAR, SÜR(REAL) GERÇEKLİKLER
Figüratif, ütopik, sürreal çerçevelerde zaman, uzam ve mekân bağlamında yapıtlar üreten Sayat Uşaklıgil, eserlerinde ironik bütünsellikler yaratır. Sanatçının akrilik boya ile ürettiği çeşitli formlardaki tabloları figüratif bir yoğunluk, mekânsal bir derinlik içinde alternatif ve çok boyutlu gerçeklikler sunar. Uşaklıgil illüstratif ve sinematografik bir üslup ile ele aldığı yapıtlarında, ağırlıklı olarak kadın figürleri ve kimi zaman da karma bir biçimde kadın-erkek figürlerini yan yana kullanır. Masum ve mutlu figürler ile gülen, gülümseyen ve çoğu zaman eğlenceli anları betimleyen sanatçı, geçmiş ve bugünün birlikteliği içindeki figürleriyle nostalji, mekânlarıyla da salt realiteye dayalı bir sentez oluşturur.

Sayat Uşaklıgil tablolarını, kompozisyonlarını oluştururken 1940 ve 1950’li yıllara ait siyah-beyaz nostalji fotoğraflarından yararlanır. Birebir ve direkt olarak kullanmadığı ancak bir temsil ve yaklaşım olarak yararlandığı bu fotoğraflar, sanatçının yapıtlarında geçmiş ve bugün arasında değişen ve dönüşen moda, teknoloji, edebi, kültürel yaklaşımlar ve yaşam biçimi hakkında mikro ipuçları yaratır. Yapıtlarda izlenen figürler daimî bir dinamizm ve mutluluk içinde görünür. Absürt bileşimlerle sunulan figürler için “an”da olmak ve “an”ı yaşamak, o zamanı değerlendirmek önemli bir gösterge olarak sunulur.

Sanatçının eğlenceli ve mutlu döngüleri betimlediği yapıtları klasik bir pentür etkisinden ziyade alternatif ve minimal bir plastik dilin kodlarını içerir. Uşaklıgil’in bireysel yönelimi ve beslendiği çeşitli kültürel konular eserlerine de bir izdüşüm olarak yansır. Sanatçı, kişisel ilgi alanı ve beslendiği konuların bazılarından, nostaljide kalan sinema afişlerinden, geçmiş zamana ait kitap kapakları imajlarından ve illüstrasyonlardan esinlenerek yapıtlarında bunları görünür hale getirir. Minimal ve illüstratif bir üslup ile ele aldığı pentürlerinde sanatçı, akrilik gibi hızlı kuruyan ve biçim vermenin çok da kolay olmadığı bir malzemeyi ustaca kullanarak kompozisyonlarına etkileyici bir görsellik kazandırır. Formal olarak tuvallere yansıyan imgelerde birden çok karenin üst üste gelerek neredeyse bilim kurgu efekti gibi bir görüntü ile buluştuğu yapıtlar, mekân ve figür denkleminde bağımsız ve çarpıcı kontrastlıklar yaratır. Sanatçının kompozisyonlarında öznel belleğinin arşivlerinden çıkardığı geçmişe ve an’da kalanlara dair natürel bir nostalji etkisiyle yarattığı kompozisyonları, güldürücü ve sevinç içindeki zamanlara referans verir. Uşaklıgil’in tablolarında izlenen ağırlıklı kadın ve ara ara erkek figürler neredeyse uzun zaman önceye dayanan, o an’ın hafızasına referans veren imgelerin dönüştürülmüş hallerinden oluşur. Tablolardaki figürler ne yapar? Ne ile uğraşır? Gülerek, eğlenerek bakan, çoğunluğu kadın, bir kısmı erkek figürler bağımsız ve kurgusal gerçeklikler içinde imkansıza yakın anları izleyiciye sunar. Müzik aletleri çalarak, müzik yapan, siyah-beyaz kadın figürlerinin olduğu bir tabloda, arkada yalın, olağan ancak göz alıcı bir kırmızı ile o momente dair olan enerjiyi ve duygusal yoğunluğu aktarır. Çok figürlü, his yoğunluğun ön planda olduğu, dönemin moda algısı, yaşam biçimi ve entellektüel döngüsünün yansıdığı imajlar Uşaklıgil’in tekniği ile daha da gösterişli bir hale bürünür.

Sanatçı kullandığı boyalarda monokrom ve renk cümbüşleri ile çarpıcı ahenkler yaratır. Çoğu zaman arka planın renkli ve figürlerin siyah-beyaz resmedildiği yapıtları, sanatçının sanat tarihinin köklerinden aldığı referansları da izleyiciye sunar. Dikkat çekici ve gösterişli renklerle Barok’un dinamizm ve devinim içindeki canlı renk ve biçimlerini tercih eder. Bu sayede tuvallerde görünen imgelerin sevinçli halleri ve aktif hareketleri daha da canlandırılarak renk ve biçimsel bir bütünlük içinde harmanlanır. Soğuk ve sıcak renkler arasında pastel ve frapan renkleri, yekpare plastik bir kolajın zıtlıkları içinde izleyiciye sunar. Zıtlık içindeki figüratif ve uzamsal mutlak eklektizm tablolardaki kavramsal biçimciliğe de yoğun olarak destek sağlar.

Sayat Uşaklıgil tablolarında geçmişten bugüne kişisel ilgi alanından yola çıkarak betimlediği ve kullanmayı tercih ettiği aktif mekân görüntüleri ile de kurgusal plastik imajlar yaratır. Aksiyon halinde birinci planda yer alan figürlerden sonra, ikinci planda daha naif bir devinim ile katmanlı gerçeklikler ile sunulan absürt mekânlar göze çarpar. Dik ve çetin dağların ufuklarında mavilikler içinde süzülen ufolar, uzay araçları, distopik bir evren, yeşillikler içinde Orta Çağ’dan kalma şatolar, tropik cangılları andıran çok ağaçlı görüntüler ya da bilim kurgu ve gerilim filmlerinin önemli ikonik mekân ve sahnelerinin kullandığı arka planlar absürt bir biçimde çoğulcu algı katmanları şeklinde tablolarda yer alır. Sanatçı yapıtlarının arka kısmında yer alan görüntü ile birinci planda yer alan görüntüleri titizlikle kurgular. Hortuma kapılmış bir ineğin korkutucu görüntüsü karşısında, ön planda bir grup hala dans eder, izleyicinin tablodaki ifade ve imge gücü karşısında yaşadığı korku ve gerilim, resimde yer alan ve dans eden kalabalık tarafından fark edilmez ya da önemsenmez. Sanatçı hortumun etrafındaki her şeyi silip süpürdüğü bir kaotizm ile dans eden figürlerin kısa bir an sonraki yok olma veya kurtulma çabaları arasındaki ince çizgiyi izleyiciye hatırlatır. Burada oldukça ironiktir ki izleyici gerilirken, tablodaki figürlerin olacaklardan habersiz hali sanatçının kurguladığı duygusal ve düşsel sentezi oldukça güçlü bir biçimde aktarır.

Sanatçı geçmiş ve gelecek arasındaki absürt mekân seçimleri ve figürlerin jestleri ile illüstratif bir gerçeklik sanrısı sunar. Karşıtlık oluşturan konu zamanlararasılık ve gerçeklik boyutudur. Geçmişteki fotoğraf karelerinden tablolara dönüştürülerek yansıtılan figürler bulundukları noktada ebedi bir mutluluk ve sevinç içindedir. Daha da ilginç olabilecek bir diğer konu ise fotoğraflardan yararlanılarak oluşturulmuş olan bu pentür kolajlarda yer alan figürlerin artık hayatta bile olmadığıdır. Tuhaf bütünsellikler içinde yer alarak gerek uzay gerekse bir otelin balo salonu gibi alanlarda görünen bu insanlar, geçmişten bugüne gelerek ânı yaşamayı, ölümlü olmayı, geçiciliği ve dünyevi bir varyasyonu da anımsatır. Sanatçının “Memento-Mori” (fani olduğunu hatırla) üzerine de odaklandığı figüratif yaklaşımı mutluluk, sevinç, korkutucu gerçeklere karşı umarsızlık ve ânı yaşama ve hissetme imgeleminin de bir göstergesidir.

Zaman, mekân-uzam kavramının medcezirleri arasında o ana/momente odaklanmış, akvaryumda yanında bir köpek balığı ile donuk, ancak etkilenmiş bir şekilde film izleyen figürler, 20. Yüzyılın ortalarında yer alan film karelerinden fırlayıp gelmiş gösterişli ve şuh kadın imgeleri, elinde plaklar müzik üzerine düşünen, illüstratif bir çarpıcılık ile siyah-beyaz bir güç dengesi ve monokromun keskin armonisi ile tasvir edilen kadınlar, pastel bir pembe ton önünde bir erkeğin güzellik ve estetik söylemleri üzerine kadın izleyicilerin heyecanlı bakışları içinde, bir kadına makyaj yaptığı resim, Mr. Spock’un olağan bir görüntüde ancak bir uzay gemisi içinde bir sınıfa uzay ve kâinat hakkında verdiği dersle ve son olarak sanatçının kendisinin de resme dahil olarak Stanley Kubrick’in Shining adlı korku filmdeki Overlook Oteli’ndeki kalabalık bir güruh içindeki şen halleri. Sanatçı yapıtlarında ironik olarak mekânsal ve figüratif bir yaklaşım ile kurgusal, imgesel ve illüstratif bir dünyanın kapılarını aralar. Resimlerinde izlenen figürler; geçmişten bugüne gelen, uzamın geçirgen durumları ile mutluluğun geçiciliği, hayatın faniliği, güzel anların sonu ve yaşanılan her anın keyif içinde sürmesi gerektiği savı üzerinden salt estetik, kavramsal bir bütünlük ve imge gücü ile yaratılır. Her bir kompozisyonda absürt bir durumun söz konusu olduğu resimler, öznel ve nesnel ikonalarla da desteklenerek keskin, dinamik, aksiyon halinde dikkat çekici zıtlıklarla aktarılır.

Sonucunda, Sayat Uşaklıgil illüstratif ve yalın bir üslup kullanarak yaptığı kolaj resimlerinde, merkezde yer alan figürler ve arka planda yer alan minimal renkler ya da tuhaf atmosfer ile geçici mutluluk durumlarını, zamanın geçiciliği ve anıların değerini plüralist bir biçimde vurgular. Sanatçı çok boyutlu, katmanlı ve metaforik resimleri ile bireysel bir hafızanın izlerinden yola çıkarak salt bir estetik bütünlük ve çarpıcı bir imge şöleni izle izleyiciyi karşılar!

Melike Bayık, Mart 2019