Özgür Demirci

Biyografi:
1977 Kayseri’de doğdu
2001-2006 Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü

Kişisel Sergiler:
2019 “BAHARİSTAN: Altında nehirler akan yüksek ağaçlar ve narin çiçeklerin hikâyesi”, Galeri 77, İstanbul, Türkiye
2017 Cennette Uzun Bir Kış, Küratör: Firdevs Kayhan & Mahmut Koyuncu, İstanbul, Türkiye
2017 Bab-ı Esrar, Küratör: Tima Jam, Blue Rhino Art Project, İstanbul, Türkiye
2016 Kimse Bilmez, Küratör: Firdevs Kayhan, Galeri Ark, İstanbul, Türkiye
2016 Katl-ı Nefs, Galeri Miz, İstanbul, Türkiye
2015 Je Est Un Autre (Ben Bir Başkasıdır), Galeri Bu, İstanbul, Türkiye
2013 A'mak-ı Hayal, Niş Art Galeri, İstanbul, Türkiye
2012 Fareler ve İnsanlar, Galeri Espas, İstanbul, Türkiye

Grup Sergileri:
2017 Açık Stüdyo Günleri, İstanbul, Türkiye
2016 Hazine Odası, Adahan İstanbul Hotel, İstanbul, Türkiye
2016 A Remix of The Local, Art Base Project, İstanbul, Türkiye
2016 Broken Constellation, Zürich, İsviçre
2016 Tüketme, Göçebe Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi, D’Art Galeri, İstanbul, Türkiye
2016 Yeniden Düşün, Galeri Ra, İstanbul, Türkiye
2015 Contemporary İstanbul Sanat Fuarı, Galeri Miz ile, İstanbul, Türkiye
2015 Artist Tüyap Sanat Fuarı, Karşı Sanat Çalışmaları ile, İstanbul Türkiye
2015 Uluslararası Sanat Festivali, Lucian Grigorescu, Medgidia, Romanya
2015 Yaz Karması, Casa Dell Arte, Bodrum, Türkiye
2015 Bir Hikayem Var, Galeri Fab, Tiran, Arnavutluk
2015 Bir Hikayem Var, Bosna Hersek Ulusal Galerisi, Küratör: Beste Gürsu, Saratbosna, Bosna Hersek
2015 Altıncı Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi Sergisi, Portart-5 Galeri, Ankara, Türkiye
2014 Bellek ve Kimlik, Artstop, İstanbul, Türkiye
2014 Uluslararası Yılın Genç Ressamı Yarışması Sergisi, Rh+ Sanat, İstanbul, Türkiye
2014 Ben Hep Bir Az Fazla, Muse İstanbul, Bergsen&Bergsen Galeri, İstanbul, Türkiye
2014 Yakın Bakış, Casa Dell Arte, Bodrum, Türkiye
2014 Bir Hikayem Var, Bosna Hersek Ulusal Galeri, Bosna Hersek
2014 Ben-Me, Art 212 Sanat ve Kültür Platformu, Bodrum, Türkiye
2014 Genç Heykel Sergisi, Şişli Belediyesi, Nişantaşı Sanat Parkı, İstanbul, Türkiye
2014 Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi, Sapanca, Sakarya, Türkiye
2014 İklim Değişimi, Bozlu Art Project, İstanbul, Türkiye
2013 Müdahale Var mı?, Artist Tüyap Sanat Fuarı, İstanbul, Türkiye
2013 Doğudaki Hayalet, Niş Art Galeri, İstanbul, Türkiye
2013 Ostraka Sanat Festivali, İstanbul, Türkiye
2012 Ostraka Sanat Festivali, Kahire, Mısır


1977 yılında Kayseri’de doğan Özgür Demirci, Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Bugüne kadar kişisel ve çeşitli karma sergilere katılan sanatçının yazıları Şehir, Yalın Ayak, Şiiri Özlüyorum, Ada, Kül Eleştiri, Güney, Varlık, Karakalem, Bireylikler, Koridor, Lacivert, Onaltıkırkbeş, Şair Çıkmazı dergilerinde yayınlandı. Demirci çalışmalarını İstanbul Beyoğlu’ndaki atölyesinde sürdürmektedir.


Yorumlar:
      Özgür Demirci sanat hayatı boyunca geleneksel Doğu sanatının ana karakterini oluşturan imge ve renkleri, günümüz plastik sanatlar değerlerini kullanarak çağdaş bir şekilde kendi üslubu ile bize göstermeye devam ediyor. Sanatçı bu sergide, her daim devam eden araştırmalarıyla birlikte Doğu sanatı üzerine büyük bir ilgi ile okuduğu kitaplar ve özellikle 15. yüzyılın büyük bilgin ve mutasavvıfı olan Molla Câmi’nin ülkemizde de çok tanınan eserleri arasındaki Baharistan’dan etkilenmiştir.
      Baharistan’da geçen “sekiz bahçeden” aldığı ilham Özgür Demirci’nin resimlerindeki mistisizmin kaynağıdır. Dünya hayatı için gerekli bilgi ve öğütleri içeren Baharistan eseri, sanatçının yeni sergisindeki çalışmalarında Doğu ve Batı‘nın sentezi olarak karşımıza çıkıyor. Baharistan’daki “Bahçe”leri kısaca açıklamak gerekirse, 1. Bahçe; Doğru yolu uzaktan görenlerden bahseder. 2. Bahçe; Gerçek filozof, bilgin kimdir? Hikmet sahibi kime derler? gibi sorulara cevap arar. 3. Bahçe; İnsaf ve adalet meyvelerinin yetiştirilmesi ve bahçelerindeki çiçeklerinin açılmasından bahseder. 4. Bahçe; Kerem ve cömertlik bağlarındaki ağaçların verdiği meyvelerden bahseder. 5. Bahçe; Aşk, muhabbet ve sevgi çimeni ve bülbüllerin halini anlatır. 6. Bahçe; Dudak goncalarını güldüren ve gönül çiçeklerini açtıran mizah rüzgarlarından söz eder. 7. Bahçe; Şiir bostanına kafiye şakırdayan, şarkı besteleme hüner ve marifetlerinin şekerliklerinde gazel okuyan papağanlardan bahseder. 8. Bahçe ise dilsizlerin hallerinden bahseden ve zihinleri açan, düğümleri çözen birkaç hikâyeden oluşur.
      Baharistan “Altında Nehirler Akan Yüksek Ağaçlar ve Narin Çiçeklerin Hikâyesi”nde izleyeceğiniz; sezgi, rastlantı ve düşünme üzerine kurulu kompozisyonlardan oluşan eserlere orkestra şefi Aytuğ Ülgen’in her bir eser için yarattığı besteler eşlik ediyor. Özgür Demirci ve Aytuğ Ülgen’in dostlukları ve her ikisinin de Doğu sanatına olan hayranlıklarıyla ortaya çıkan bu iki farklı sanat disiplinin birleşmesi az rastlanır türden...
      Sanatçının Galeri 77’deki bu yeni sergisi her açıdan özgünlüğünü izleyiciye hissettiren bir sergi olarak karşımıza çıkıyor. Serginin küratöryel kurgusu, bestelenen eserlerin ritminden yola çıkarak hazırlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında sergide yer alan eserlerin birbirileriyle diyalog halinde oldukları görülmektedir. Serginin merkezinde yerini alan “Baharistan Serisi 7. Bahçe; Kötülüklerden koruduğun ve gözünde yaş gibi sakladığın o insanlar, ellerine fırsat geçince ve fırsat buldukça senin gözünü oyarlar.” başlıklı 4 metrelik eser, sanatçının en dikkat çekici çalışmalarından biri. Ünlü ressam Matisse’in sembollerin temsilcisi olan ve Pagan Baküs şenliklerine kadar dayanan “Dansçılar” isimli resminden esinlenen Özgür Demirci; doğuda yaşayan ve üreten bir sanatçı olarak kendi yorum ve üslubuyla Doğu’nun Batı’ya tuttuğu ritmi ve sağladığı ilhamı vurgular.
      Serginin kataloğunda Alper Atalan’ın kaleme aldığı, sergide yer alan eserlere referans niteliğindeki yazıları ise yapıtları destekleyici göreve sahip.
      Hazırlıkları büyük bir heyecanla yapılan bu sergiye destek veren ve katkı sağlayan Galeri 77 ekibi başta olmak üzere tüm sanatsever dostlara teşekkür ederiz.

Ece Balcıoğlu, Nisan 2019

***
   Özgür Demirci: Doğu Masalları
   Özgür Demirci, sanat hayatı boyunca, geleneksel Türk sanatının ana karakterini oluşturan imge ve renkleri günümüz plastik sanatlar değerlerini kullanarak çağdaş bir şekilde kendi üslubu ile bize gösteriyor.
   Çoğu zaman Anadolu coğrafyasından beslenen Demirci, resimleri ile izleyicisini hem gizemli hem de oldukça açık/net bir dünyanın gezisine çıkarıyor. Masallardan fırlamış düşsel yaratıklar, gizemli figürler, insanın varoluşunu belirten simgeler, çeşitli hayvan formları çalışmalarının parçaları. Bulunduğumuz coğrafya ile insanın doğa ile kurduğu ilişki, sanatçıyı daha çok hayvanları ve doğayı resmetmeye yöneltiyor. “İnsanı doğa içerisinde önemsiz bir enstrüman olarak resmediyorum.” diyen sanatçı insanı, milyonlarca canlı türü arasında doğaya hiçbir katkısı olmayan tek canlı türü olarak görmesiyle; resimlerinde insanı bilgeliğe ve düşsel bir boyuta ulaştırıyor.
   Demirci’nin resimleri sezgi, rastlantı ve düşünme üzerine kurulu kompozisyonlardan oluşuyor. Ve bu kompozisyonlarda bir öyküyü ya da hikâyeyi resmetmek üzere değil de var oluşumuzu ve yok oluşumuzun izini sürüyor gibi. Resimlerinde insanın doğa ile mücadele edişini değil, doğa ile müzakere eden bilge insanın düşünce ve hayallerini konu aldığının altını çiziyor. Yani sanatçının resimleri bilgelik üzerine inşa edilmiş bir mantığa sahip. Büyük bir titizlikle oluşturduğu motifleri ile birlikte renklerin ritmine kapılıp masalların içinde buluyoruz kendimizi...
   Sanatçının arkaik figürleri şu an içinde bulunduğumuz çağdaş zaman ile bir tür bağ oluşturuyor. Onun resimlerinde izlediğimiz, birbiriyle diyalog halinde olan kötülüğü simgeleyen gerçeküstü siyahla boyanan figürler, öküzler, kediler, kuşlar, yaşamın simgesi olan ağaçlar, uçuşan ve düşen insan figürleri; çağıyla hesaplaşır halde. Tuvallerinde Doğu’dan etkilendiği naif motifleri arka planında çoğaltıp oluşturduktan sonra, sürprizlerle dolu mistik bir yolculuğa adım atıyor.
   Özgür Demirci, çalışmalarının üretim sürecine ilk olarak yeni bir zemin araştırmak ile başlıyor. Kâğıda göre üzerine yapacağı resmin biçimini, kullanacağı boyayı içine alan malzemeyi de her defasında değiştiriyor. Çalıştığı farklı kağıtlarla kısa zaman aralıklarında sanatını belirli dönemlere ayırıyor. Yeni keşfettiği kağıtlar üzerinde çalışıp tükettikten sonra o dönemi kapatmış oluyor. Sonrasında kendini yeni arayışlar içerisinde buluyor ve geriye dönük herhangi bir noktaya takılmadan farklı bir döneme adım atıyor. Kendi yarattığı kağıtları hazırlarken; hattatların kağıtlarını yaparken kullandığı geleneksel yöntemlerden faydalanıyor. Malzemeyi tanımak, malzemelerin birbiriyle etkileşimini gözlemlemek sayesinde malzemeyi tanıması ve bir sonrakinde öngörebileceği durumlara kılavuzluk etmesi açısından kolaylık sağlıyor. Onun deneysel yönü sanatını biçimlendiren en önemli öğelerden biri. Biçimsel bir üsluba takılmaksızın yeni arayışlar içinde sanatını farklı boyutlara ulaştırıyor. Her daim devam eden araştırmaları, Doğu sanatı üzerine büyük bir ilgi ile okuduğu kitaplar ve Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi düşünürlerden aldığı ilham bu arayışının en önemli yol göstericileri.
   Sanatçının her resmi hem kendi içinde hem de sergi bütününü göz önünde bulundurduğumuzda kendi içerisinde oluşan bir yapbozu çağrıştırıyor. “Doğu Masalları” sergisi ile Özgür Demirci’nin şimdiye kadar yarattığı ve farklı başlıklar altında topladığı birçok serisinden örnek teşkil eden resimleri izleme şansı buluyoruz.

Ece Balcıoğlu, 2018

***
      ÖZGÜR DEMİRCİ’NİN TEKİNSİZ MASALLARI
      Özgür Demirci’nin erken resimlerinden son dönem resimlerine kadar ortaya çıkarttığı imgesel rejim için işaret edilebilecek birkaç önemli uğrak vardır. Bunlardan ilki: varlık ve varoluş meselesinin üstüne örtülmüş kültürel/tarihsel örtüyü görünür kılma çabasıdır. Sanatçı neredeyse bütün çalışmalarında kültürel alanın inşa ettiği görsel algıyı tersyüz etme bilinciyle hareke etmektedir.
      Bu edimselliğin altında, dikte edilmiş modern/ilerlemeci bir perspektifin değil, kaynağını sürekli geçmişe çapa atmakla beslendiği aynı kültürel zeminin batıni/mistik bakışı vardır. Uzakdoğu mistisizminden İslami tasavvufi auranın sonsuzluğa açılan bütün kapılarında dolaşan sanatçı için varlık ve yaşam, çizgisel bir zamana değil, bir tür haritalandırma şeklinde ortaya çıkar. Minyatür estetiğinin ve geleneksel Japon Ukiyo-e sanatının izlerini taşıyan sanatçının eserlerinde klasik Batı resminin perspektif anlayışı terk edilmiştir.
      Minyatürün tabii olanla, tabiatla kopmamış bağlantısı, hipotetik olarak, nesnesini perspektiften uzak, dekoratif sunumla ele alma biçimi Demirci’nin resim anlayışında bazı farklarla görünüm kazanır. Dekoratif unsurlar, renklerin saf ve yalın halleri ile hacim kazanırken varlıkların veya olayların tekinsiz, gölgesiz ve suskun duruşları sanatçının imgesel dilindeki farklılık olarak işler. Kübistlerin de minyatüre benzer şekilde, nesneyi; varlığın görünmeyen boyutuyla, yani, bir tür, dördüncü boyutu işin içine katarak yansıttıkları anlayış, desenlerde kolektif bilinçdışının dillendirilmesi şeklinde ortaya çıkar.
      Sürrealistlerin zengin bir kaynak olarak el attığı mit ve rüyanın sembolik düzeni inşa eden yapısı, kolektif hafızanın lekeli ve parçalı görünümü Demirci’nin çalışmalarında özgün bir yaratımla vücut bulur. Kültürel, sembolik alanın bilinç alanı üzerinde yarattığı yarılma bütünlük arayışını parçalı bir görünüme kavuşturur. Bıyık, meme ve penisin tekrar tekrar kendini göstermesi odipal bir denklemin varlığını ortaya koyar ama bir farkla: Burada baba figürü Batı mitinin tersine ölen değil öldürendir. Firdevsi’nin Şehnamesindeki Rüstemé Zal ve oğlu Sahrap arasındaki efsaneden hatırlarsak, cenkten oğul değil, baba zaferle ayrılır. Oğul babayı değil, baba oğlu katleder. Dolayısıyla burada anne figürü bir arzu nesnesinden ziyade bir sığınma ve beslenme alanı olarak işler. Yani kültürel işlemde babanın yasası ismi ile değil fiziki varlığı ile iş görür. Sanatçının sürreel malzemeye başvurması burada toplumsal hafızadaki semboller ile İslami söylemdeki biçimin sınırlılıkları arasındaki bir kararsızlık noktasından fırlar.
      Böylece, toplumsal tarihten devralınan mirasın, form ve temsil üzerindeki hegemonyası, parçalanmış, soyutlanmış, deforme olmuş unsurlardan kaotik bir atmosfer yaratır Demirci’de. İslam düşüncesinde tasvir resminin yasaklı halinden bahsedilebilirse de insan dışı varlıkların; çiçekler, ağaçlar, yapraklar, hayvanlar veya hayaletimsi/mitolojik varlıkların resmedilmesi görülen bir uygulamadır. Nesnelerin olduğu gibi görünümünden kaçınan nakkaşlar da (sanatçılar) nesnel hakikatin peşine düşüp, sezgi ve mantık yoluyla görselleştirme yoluna başvurmuşlardır. Nakkaşların amacı bir nevi, vahdet-i vücud’a ulaşmaktı. Nesnel görselliğin yerine inşa etmek istedikleri nesnel hakikatti. Böylece birebir temsilden kaçınarak varlığın soyut hallerine yönelmeleri inanışın sınırları içinde anlaşılır bir durumdu. Tasvir edilmek istenen nesnelerin/insanların içleri renklerle doldurularak verilmiştir.
      Demirci’nin resimlerinde de insanı, bedeni bütünlük içinde, ancak gölge ya da basit silüetler şeklinde görmek mümkündür. Hatta bu gölgeler uçuşan, kaçışan, sürekli düşüş halinde olan insana dairdir. Aktör rolündeki ana figürler: memeler, gözler, yapraklar, kuşlar, tırnaklar; bıyıklı, sarıklı, sakallı erkek başları ve vahşi, canavarımsı hayvanlardır. Bu varlıklar her seferinde yeniden hayat bularak değişik şekillerde espasın bir yerinde görünür olur.
      Sanatçının açıktan tasvir ettiği tek figür; sarıklı, sakallı, bıyıklı geleneksel doğu erkeğinin başıdır. Baş kavramı Doğu’dan Batı’ya neredeyse bütün kültürlerde iktidar, yöneten, uç, uzantı, var eden anlamları taşır. Batı dillerindeki, “cap”, “caps”, “capital” ve türevlerinin de benzeri manalar taşıdığını hatırlayalım. Burada baş veya yüz tasvir edilemez olanın kuraldışı şekilde sahneye çıkmasının adıdır. Bu tasviri baş, tarihin ve kültürel mirasın bekleyeni ve yaratıcısı olarak izleyenle arasında bir dilemma yaratır. Yine doğu kültürüne özgü sürmeli gözler hep uyanık kalma halinin zorunluluğundandır. Uyanık olmak tekinsizliklerle dolu bir kültürel coğrafyada yaşama tutunmanın başka bir yoludur. Binbir gece masallarında uyanık kalmak ve sürekli bitimsiz bir şekilde anlatı üretmek yaşamı bir gün daha uzatabilmenin koşuludur. Anlatı yaşamla eşdeğer statüdedir. Lakin orientaltist bakışın haza bulanmış feminen gözlerine karşıt resmi ve buyurgan bir göz vardır karşımızda. Mefhum, kültürel alanın yaşam üzerindeki kaçılamaz ağırlığına götürür. Göz, çoğunlukla grotesk görünümlü, temsili dünyanın uzağına düşen figürlerden oluşan atmosferi tekinsiz bir suskunluğun işareti olarak da okunmaya açıktır. Modern bir kafa ile söylersek iktidarın gözü her yerdedir ve kaçış çizgileri yaratmanın yolu optik algıyı kırmak, bütünlüğü parçalamakla mümkün görünür.
      Varolanı, görüneni parçalamak ve görünenin içindeki bütünsel hakikate ulaşmak mistisizmi gerektirir. Mistik, bilinmeyenin, sonsuzun, mükemmelik içindeki doğaüstü gerçekliğin arayıcısıdır. Buna ulaşmanın ve hissedilir kılmanın yolu farklı ritüellerden ve sezgilerden geçmekle mümkündür. Sanatçının tavrı tam da bu noktada mistisizmle çakışır. Sanatçı gnostic* bilgiye hikmet ve irfan denilen yollarla ulaşmaya çalışır. Çıplak gözle temaşa edilen dünya, varlığın geçici, zahiri görünümünden ibarettir. Önemli olan burada mutlak yasaların nasıl işlediğini görebilmektir. Gelip gecici olan şey, ölümle anılır. Ve bu ruhun en büyük işkencesi olarak huzursuzluk kaynağıdır. Mistik, doğa içinde parçalamış ruhu mükemmel bir şekilde birleştirmeye haizdir.
      Demirci'nin resmettiklerinde bu huzursuz ruhun şenlikli tasvirleri ile karşılaşırız. Batı resmini de etkilemiş Japon resim sanatı Ukiyo-e'de bariz şekilde görülen, akıp giden anı, sabitlenemez olan dünyanın tasvirini fantazi ve oyunla buluşturmak resimlerdeki ağır havayı dağıtır. Masalların tekinsiz halleri çok renkli bir rejimle dengelenir. Bazı desenlerde Zero sanatını andıran fonlar üzerine keskin hatlarla beliren figürler kültürel bilinçdışının sembolik taşıyıcıları olarak bizi bir rüyanın veya masalın içine taşır. Tedirgin edici göstergeler kaligrafik çizgilerle başka bir anlatının diline evrilir. Sessizce yaklaşan masalımsı tehlikeli varlıklar, farklı diller arasındaki suskun gerginliğini hissettir. Renkler ve sembolik unsurlar, bilinçdışı bir şekilde, farkına varmadığımız, tanımlamakta zorlandığımız ama belleğin bir yerinde sürekli gün yüzüne akmayı bekleyen, insanı içine çeken, kimi zaman tutsak eden kimi zaman da serbest bırakan, boşluk ve boğuntu arasında gidip gelen bir mekânı inşa eder.
      Renklerdeki yoğunluk ve kontrastlar, sonsuz bir arzunun, doyumu imkânsız bir isteğin radikal tezahürü olarak bir çatışkı yaratır. Kültürel mirasın mekân üzerindeki ağırlığı, varlık ve yaşamın sorguya muhtaç, susturulmuş/baskılanmış/katledilmiş/yasaklanmış/günahlanmış/ayıplanmış hallerini duyumsal ve zihinsel bir karşı çıkışına götürür. Masal kendi dilini yeni baştan var ederek yoluna devam eder.
      Sonuç olarak Özgür Demirci'nin resimleri İslam geleneğinde de yoğun bir şekilde rastlanan geometrik biçimlerini farklı üslüplar içinde bir araya getirerek dengeli bir kompozisyon yaratamanın imkanlarını sorguluyor. Renklerin tutarlılığı Doğu mistisizminin tek bir bakışa indirgenemez güncel bir panoramasını sunuyor.

*Terim, eski Yunanca'daki “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamındaki “gnosis” sözcüğünden türetilmiştir.

M.Wenda Koyuncu, 2018