Mesut Karakış

Biyografi:

1976 Sakarya’da doğdu
1995-1999 Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü (Hüsamettin Koçan Atölyesi)
2000-2015 Prof. Tayfun Erdoğmuş’un asistanı olarak çalıştı
İstanbul’da yaşamakta ve çalışmaktadır.

Grup Sergileri:

2003 Geleneksel Tekel Resim Yarışması, İstanbul, Türkiye
1999 “Tutku ve Yeni Dalga” Bianeli, MÜGSF, İstanbul, Türkiye
1998 Kültür ve Sanat Etkinliği, Marmara Üniversitesi, İstanbul, Türkiye
1998 Genç Etknilik 4, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, İstanbul, Türkiye
1998 Medya Meşhurları, Hüsamettin Koçan Atölyesi, İstanbul, Türkiye

Sanatçı Açıklaması:

Sanatçı, resimlerinde dolaysız bir biçime yöneliş ile formların, lekelerin ve renklerin birbiriyle olan ilişkisini yorumlamaktadır. Son dönem eserlerinde çıkış noktası doğa örüntüleri olsa da vurgulamak istediği tuval yüzeyinde derinlik, boşluk-doluluk etkisi, transparan geçişler ile çok renklilik yaratma kaygısıdır.

Her resim kişisel bir kompozisyonun parçası olarak katman katman işlenen yüzeylerle başlar. Bu süreçte komposizyon ve renk paletine göre tekrar tekrar uygulanan farklı boya kalınlıkları ile oluşturulan her akrilik renk katmanı bir önceki ve bir sonraki ile etkileşime girerek yeniden tanımlanır. Yüzeyi örtme işlemi tamamlandıktan sonra komposizyon planına göre yüzey katmanları zımparalanıp eritilerek ve patine edilerek yavaş yavaş inceltilir ve eksiltilir. Bu eksiltme işlemleri sayesinde alt katmanların renk ve dokuları açığa çıkartılarak yüzeye taşınır ve yepyeni bir görünüm ve izlenim yaratır. Uzaktan bakıldığında izlenen derinlik ve dokusal değerler, dokunsal yakınlıkta tuvalin düz ve pürüzsüz yüzeyi ile izleyicide bir ilüzyon etkisi yaratır.

Yorum:

      Figür ve Form Arasındaki Çekim

      Görsel sanatlarda tasvirin rolü yaklaşık 150 yıldan uzun süredir tartışılan ve resim dünyasını iki ayrı gruba bölmüş bir tartışmadır. Bir tarafta, çok sayıda sanatçı resimde özgürlüğün ve saf özgünlüğün yalnızca formalist bir yaklaşımla elde edilebileceğini vurguladılar. Yalnızca bu şekilde resmin psiko-görsel etkisi tam olarak açığa çıkabilecek ve sanat dünyevi meseleleri tanımlamak için hikayeler anlatma hususundaki tarihi rolünü geride bırakmak durumunda kalacaktı.

      Diğer bir ressam grubu ise eserlerindeki anlatı ve figürasyon gücünün önemine dikkat çektiler. Kişisel hikayelerin siyasi tarihle iç içe geçtiği, sanatın sosyo-politik boyutuna inanmışlardı.

      20. yüzyılın sonlarına doğru ise, sanatın postmodern halinin figürasyon ve anlatının aslında birbirine karşıt veya zıt kutuplar olması gerekmediğini ortaya koymasıyla beraber, soyutlama ve formalizm kavramları barıştılar. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, günümüzün ziyadesiyle karmaşık gerçekliklerinin çok katmanlı karakteristiğini layıkıyla karşılayabilmek için her iki yaklaşım da iç içe geçebilmekte.

      Bu bağlamda, Mesut Karakış’ın eserleri doğa ve soyut sanat arasında köprü kurmayı başarabilmiş bir sanatçıya oldukça doğru bir örnek oluşturuyor. Resme olan biçimci yaklaşımı, gerçek dünyadan edindiği kaynaklarını hiç saklamıyor ve tasvir ile soyutlama arasında gidip gelen, oldukça çekici bir estetik yaratıyor.

      Figüratif bir ressam için, örneğin bir ağaç; münferit bir yaşamı, cazip bir hikayesi ve hatta manevi bir aurası olan bir süjedir. Sanatçı, izleyiciyle ağacın varoluş hikayesini paylaşır ve ağaç izleyicinin zihni şemasının bir parçası haline gelir.

      Soyut sanatçı içinse ağaç, çizgiler, şekiller ve dokulardan oluşan kompleks bir formdur. Bu noktada, ağaç resimsel bir kalıbın bir parçası olur. Bu sanatsal eylemin biçimciliği, gerçekçi kaynakları soyut sanatın saf estetik meselesi haline getirir. Bu estetik saflık, daha arı bir uyarılmayı hedefler.

      Karakış’ın bir sanatçı olarak gelişimi onu figürasyondan soyutlamaya doğru götürdü, ki bu evrimsel yol çok sayıda öznel ve enformalist sanatçı için de geçerlidir. Önceki işlerinde resimlerinin göndergesel karakteri daha güçlüydü ve toplum ile doğaya dair öğeler daha somuttu. Ancak o zaman bile, dillerle, kültürle ya da ağaçlarla ilgilenirken anlatı yerine sanat içi konularla ilgilenmekteydi.

      Şu anki işlerinde ise soyutluk seviyesi fazlasıyla artmış durumda, böylece resimlerindeki özgönderimsel ve otarşik karakter baskın çıkıyor. Eserleri oldukça dinamik çizgi dizeyleri, seyrek şekiller, karmaşık dokular ve cazip renk örgüleri sergilemekte.

      Mesut Karakış, yapıcılık ve yıkıcılık arasında gidip gelen sofistike ve özgün bir resim tekniği geliştirmiş durumda. Eserlerini oluşturma aşamasında, bulanıklık ve berraklıktan oluşan karakteristik estetiğini formüle etmek için sıklıkla resimlerini bölüm bölüm yaratıyor ve siliyor. Yapım aşamasında yüzeydeki boyaları silerek altta yatan boya katmanlarını göz önüne seriyor. Bu yolla, renk değişimleri birbirleriyle karışıp birleşerek sıra dışı bir psiko-görsel efekt yaratıyor.

      Resimlerinin arka planları genellikle beyaz; veya yatay ve dikey çizgilerden oluşan kompleks dokunun geniş dikdörtgenimsi bir alan şeklini aldığı ön planı kaplayan düzeyin görsel etkisini desteklemek amacıyla açık renkler kullanılmış. Tuvalin çoğunu kaplayan söz konusu bu bölgede sayısız çizgi ve küçük renk şekilleri, izleyicinin zihniyle beraber gözlerini de okşayan canlı bir alan oluşturmakta. Karakış genellikle sıcak renkler kullanıyor ve resimlerinin estetik gücünü arttırmak için bu renklere siyah ve beyaz yardımıyla kontrast oluşturuyor. Goethe, Kandisky, Rothko ve Newman gibi isimler daha önce sıcak renklerin ve birbirini tamamlayan kontrastların gücünün farkına varmışlardı. Karakış’ın resimlerinde kırmızı ve turuncu, tıpkı bir volkandan sızan lav akıntıları gibi sık sık çoklu formlar ve fırıl fırıl çizgilerden oluşan kompleks bir ağ içinde karşımıza çıkıyor. Renklerin güçlü özellikleri, kompozisyonun dinamik yapısıyla iyi şekilde dengeleniyor. Birlikte derinlik ve güçlü bir devinim sahibi soyut imgeler oluşturuyorlar.

      Boyama, silme ve açığa çıkarmadan oluşan alternatif resim metodunun yalnızca görsel bir niteliği yok. Sahiden de resmin çokça katmanının teşhir edildiği çeşitli evrelerini gözlemlemek bir göz ziyafeti gibi. Görsel tesiri oldukça yüksek ve cazip. Aynı zamanda, yaratma ve yok etme süreci, gösterme ve gizlemeyle birlikte eserlerinin büyüleyici bir kavramsal tarafını da oluşturuyor. Normalde, bir ressam dünya hakkındaki fikirlerini oldukça düz ve katı bir yüzeyde sunar. Eser, “bir şeyleri sergilemektedir”. Resmin ana fikri dışındaki her şey, tuvalin çerçevesinin dışında kalır. Böylece, resmedilen konular bir fikri temsil eder ve dolaylı olarak temsil edilmemiş şeylere de atıfta bulunur. Bu tıpkı hayattaki diğer tüm seçimler gibidir. Bir şeyi seçerken, aynı zamanda diğer tüm seçeneklerden feragat edersiniz. Oysa normalde sadece günlük çevremizdeki sonuçları algılayabiliriz. Sanat dünyasında da yalnızca eserin son halinin galeride sergilenmesini görürüz.

      Fakat, hepimizin bildiği üzere, hayat gündelik rutinlerimizin yüzeyinde gördüğümüz imgelerden ya da bugün gerçekliği algıladığımız birçok perdeden çok daha komplikedir. Her imgenin ardında, aşağıda yatan ve üstünde maddenin durduğu zemini oluşturan sayısız başka imge vardır. Biz buna Görsel Kültür, Kolektif Hafıza ve bazen de Geçmiş ya da Tarihin İzi diyoruz. Uzak geçmişten kültürel objeleri açığa çıkarmak için toprağı derince kazan, kadim ve genellikle bilinmeyen bilgileri gözler önüne seren bilim alanıdır arkeoloji. Bugünü daha iyi anlamak için dünün belleğine ışık tutar.

      Bu bağlamda, Mesut Karakış’ın resim metodu sadece şahane bir estetik açığa çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda resmin varoluşsal yapısını da tartışmaya açıyor. Arkeologvari bir kazı ve açığa çıkarma eylemiyle, resmin doğasını teşhir ediyor ve tam da bu sebeple eserleri bu kadim sanat alanının hassas yenilenme sürecine olumlu bir katkı sağlıyor.

Prof. Dr. Marcus Graf, Sanat Tarihçisi, Sanat Yazarı, Küratör

Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sanat Yönetimi Bölümü, İstanbul