İlhan Koman

Biyografi:
İlhan Koman (Edirne 1921 – Stockholm 1986)

1940ʼde İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisiʼnin (İDGSA) resim bölümüne girdikten bir yıl sonra heykel bölümüne geçerek Prof. Rudolph Bellingʼin öğrencisi oldu. Mezun olduktan sonra 1947ʼde devlet bursuyla gittiği Parisʼte çalışmalarını lʼAcadémie Julian ve lʼÉcole du Louvreʼde (1947-1951) sürdürdü, ilk kişisel sergisini yine burada açtı. İlk demir heykellerini 1951-1958 arasında İDGSAʼda asistanlık yaptığı yıllarda üretti. Aynı yıllarda Şadi Çalık, Sadi Öziş ve Mazhar Süleymangil ile birlikte “Kare Metal”i kurdu. 1955 yılında André Blocʼun “Groupe Espace 1951” manifestosuna katılarak Hadi Bara ve Tarık Carım ile birlikte Türk “Grup Espace”ını kurdu. Bu yıllarda Zühtü Müritoğlu ile birlikte Anıtkabir'in doğu kanadındaki kabartmaları yaptı. 1957ʼde EXPO Fuarıʼndaki Türkiye Pavyonuʼnda heykel yapmak üzere aldığı çağrı üzerine Brükselʼe gitti. 1958ʼde İsveçʼe yerleşti. İsveç Uygulamalı Güzel Sanatlar Akademisi Konstfackskolanʼda öğretim üyeliği görevini 1986 yılına dek sürdürdü. 1965ʼde iki direkli bir Baltık ticaret ve kargo gemisi olan M/S Huldaʼyı alarak 1905 yapımı bu yelkenli gemiyi evi ve atölyesi olarak restore etti, 1986 yılında ölümüne dek Drottningholmʼda bu gemide yaşadı ve üretti. Son döneme ait çalışmalarının çoğunluğu, anıtsal ölçekte gerçekleştirilmek üzere hazırladığı projelerinden oluşmaktadır; bu çalışmalardan bir bölümü İsveç Patent Bürosu tarafından tescil edilmiştir.

1948 yılında ilk kişisel sergisini Paris’te açan Koman, bu sergiden sonra dünya çapında birçok farklı yerde kişisel sergiler açtı ve grup sergilerine katıldı. Birçok önemli bienal ve sergilerin yanında, 1956, 1962 ve 1979 yıllarında Venedik Bienali, 1957’de Soa Paolo Bienali, 1966 yılında 5. Tahran Bienali, 1961 yılında Paris, Rodin Müzesinde gerçekleştirilen 2. Uluslararası Çağdaş Heykel Sergisine katıldı ve aynı zamanda hem Türkiye’de hem de İsveç’te birçok kamusal sanat çalışmalarına bulundu. 1986 yılında İsveç’te vefat eden Koman, Türk heykelinde, orta kuşağın, kalıplaşmış formu parçalamakta ve yeni arayışlara yönelmekte etkili olan üyeleri arasında önemli bir yere sahiptir.

Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli sanat akımlarını yakından inceleyen Koman, Fransa’dayken çağdaş sanat akımlarını yakından inceleyerek geometrik-soyut anlayışı benimsedi. 1963-64 yıllarında dışavurumcu-soyut çalışmalar yaptı. 1965'ten sonra ise yapıtlarında lirik-soyut bir anlatım görülmeye başladı. 1970'lerin başında, geometrik biçimler üzerinde deneysel çalışmalar yaptı. Tümüyle geometrik-soyut heykellerin yanı sıra figüratif ve geometrik biçimlerin bir bireşimi olan Sonsuz adlı bir dizi heykel gerçekleştirdi. Bu yapıtlarında sarmal bir düzenleme ile dinamik bir kurgu oluşturdu. 1980'de metal çubukları birbirlerine vidalayarak, antik Nike heykellerini anımsatan bir dizi anıtsal heykel yaptı.

1967'de Sundsvall'daki meydan düzenlemesi yarışmasında birincilik kazanan Koman’ın projesi 1971'de uygulandı. 1970'te Leonardo Anıtı adlı yapıtı Örebro Belediye Binası'nın önüne konacak heykel yarışmasında birincilik ödüllerinden birine (mimar Çetin Kanra ile) değer görüldü ve sonradan İsveç hükümetince satın alınarak Stockholm Mimarlık Yüksekokulu'nun önüne kondu. 1981'de Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü'nü ressam Yüksel Arslan ile birlikte kazandı. 1986'da Danimarka'daki Grönningen Grubu'nun sergisine konuk sanatçı olarak katıldı.

Türkiyeʼde özellikle Anıtkabir Rölyefleri, Akdeniz Heykeli, çeşitli bronz ve demir yapıtlarıyla tanınır. Yenilikçi malzeme ve yöntemin araştırılmasına dayanan yapıtlarından bazıları, Moderna Museet (Stockholm), Musée d'Art Moderne de la Ville de Paris (Paris), Museo J. Battle (Montevideo), Museum of Modern Art/MoMA (New York), Devlet Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul), Palais des beaux-arts de Bruxelles, Seattle Art Museum (Seattle), santralistanbul (İstanbul), Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü (İstanbul) gibi önemli müze ve kurumların koleksiyonlarında bulunmaktadır.


Yorum:
       “SONSUZLUĞA” ULAŞMA SERÜVENİNDE BİR YOLCU: İLHAN KOMAN
      İlhan Koman, günümüzün (hem zaman hem de mekânsal bağlamda) evrensel nitelikler taşıyan az sayıdaki dünya sanatçılarından biridir. Sokratesʼin öğrencisi Platonʼun “idealar dünyası” olarak sözünü ettiği bir kusursuz evrenin sanatçısıdır sanki: Öğrenciliğinden ölümüne kadar olan üretim sürecinde, insanı, doğayı, mimari bilinci, matematik / geometri / fizik olgularını, bilimsel prensipler ve güncel teknolojiyi incelemiş, bu araştırmalarından yola çıkarak ürettiği yapıtlarla “özgün sanatçı” tanımının gerçek bir öznesi olmuştur. Çok farklı malzeme seçimi, bu malzemeyi kullanırken gösterdiği (Abidin Dinoʼnun deyişiyle “malzemeye işkence ettiği”) radikal uygulamalar, farklılaşan, çeşitlenen, biricikleşen biçim ve anlatım zenginliği ile karşılaşırız onun yapıtlarına bakarken. Yaşı ilerledikçe dünyaya ilişkin ilgisi ve biçem dili gençleşen, yapıtlarıyla oyun oynuyormuş izlenimi verirken izleyici yakalayan, şaşırtıcı, çarpıcı ve düşünerek anlamaya çağıran bir sanat anlayışının temsilcisidir Koman. Titizlikle hesaplanmış kompozisyonlarında, uzam bilincini, kütle dağılımı ve plastik dengeyi, dokuyu, değişken ve devingenlerin sistemini buluruz dikkatle bakarsak. Heykel sanatının temel ögeleri konusunda adeta bir ders niteliği taşıyan tasarımları, tüm bilimsel kurgularına rağmen deneysel bir öngörüyle de yoğrulmuştur. Koman için malzeme, yapıtın anlam bütünlüğünün bir parçasıdır. Sanatçı her malzemenin kendine özgü karakterini ortaya çıkarmak için onun sınırlarını zorlar, bu sınırları yapıtına aktarmaya çalışır. Maddenin ve doğanın içindeki sonsuz olasılığın ve devinimin kendine özgü dile getirilmiş prototipleridir bu çalışmalar. 1956-1965 arası on yıllık demir çağının ürünleri bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle boşluğu parçalar. Kilden oluşturduğu yapıtlar için dönmek, eğilip bükülmek, durmaktan daha kolaydır sanki. 70ʼlerden itibaren İlhan Koman, sanata sezgi ve yaratıcılığa yer bırakan, sistemli bir araştırma olarak bakmaya başlar. Doğanın uzay boşluğunu nasıl yonttuğunu, yüzeylerin ve biçimlerin sırrını araştırırken, kendisiyle aynı gizemin peşindeki başka bilgelerle, matematikçilerle ortaklığa girer. Sanatçı, evrenin şiirsel düzeni ve matematiğin gizemi arasında bir bağlantı kurmuş olmalıdır. Onun, 70ʼlerden itibaren yarattığı eserler, geometrik birer soyutlama olarak şiir, akıl ve matematiğin birleştiği bir düzeyin tasarımlarıdır.
      İlhan Komanʼın idea ve gerçeklik tanımları, sanatın, bilimin, yaratıcılığın ve keşfin iç içe geçtiği bir evrende olgunlaşır. 1975-1985 yılları arasında ahşap, metal ve sentetik malzemelerden ürettiği yapıtlar yerçekimine meydan okuyarak yükselir. Rotorʼlarını rüzgârı yontarak yapmış, doğanın gücünü malzeme olarak kullanmıştır. Onun yarattığı şiirsel biçimlerde yerçekimi, esneklik, denge ve devinimi doğanın bildiğimiz sınırlarını zorlayacak biçimde kullanılmıştır.
      Bu yepyeni ve güzel biçimlerin, bilimsel dünyada ait oldukları bir yerleri, bir gerçeklikleri vardır. Her biri mühendislikte, mimaride ya da fizikte sorulmuş bir sorunun yanıtı gibidir. Ünlü bir kuramsal fizikçi, İlhan Komanʼın keşfi olan hiperformları gördüğünde, bu formların o güne kadar çözülememiş olan kristallerin yapısıyla ilgili gizeme ışık tutacağını söylemiştir. Komanʼın üstünde çalıştığı esnek çok-yüzlüler kapandıklarında iki boyuta inen nesnelerdir. Bu özellikleriyle onlar, hava ve uzay araçlarında ya da geleceğin uzay yapılarında işlevsel olabilecek birer buluştur. Komanrotoru adıyla anılan, rüzgârın gücüne göre yüzeylerini ve dolayısıyla hızlarını ayarlayabilen tasarımların, 1970ʼlerde yoğunlaşan alternatif enerji arayışlarına katkısı olmuştur.
      Kimi zaman izleyici de malzeme kadar yapıtın ve devinimin bir parçasını paylaşır; Derviş (1975) ve Yuvarlanan Kadın (1983) gibi yapıtlarda, devinimi başlatan izleyicinin doğrudan katılımıdır. Sonsuzluk Eksi Bir türevlerinde, Sonsuz Sütunʼda, Hiperformlarda devinim izleyicinin imgeleminde süreklilik kazanır, form sonsuzluğa uzanır.
      1970ʼlerin sonunda başladığı Sonsuzluk Eksi Bir serisi onun hep ilgilendiği bu konuların en iyi yansımalarını ortaya çıkarmıştır. Sonsuzluk Eksi Bir serisi, burada kendi çiziminde gördüğümüz birim ögeyi temel alan, yinelenerek farklı biçimler oluşturan bir türevler grubudur. Edirneʼde çocukluğunda yaptığı uçurtma kuyruklarını andırdığı yakıştırması atfedilebilecek, belki de bu yalın “çocuksu” düşünceden yola çıkarak, sonsuzluk kavramını biçimlendirme olanaklılığının anahtarını stilize ettiği söylenebilecek bir form.
      Her yapıtta kavramın farklı bir türevinin sunulmasıyla oluşan seri karşımıza üç boyutlu olarak çıkar. Bu süreçte Koman, alüminyum, ahşap ve paslanmaz çelikten modeller üretmiş, hatta İsveçʼte Huddinge Hastanesi için anıtsal boyutta yapacağı bir uygulamada çelik kullanmayı denediğinde çeliğin bu boyutlara uygun olmadığını gözlemlemiş, “Keşke titanyumdan yapabilseydik” demiştir. Kullanılan malzemelerin doğasıyla fikirlerinin tamamına yer açabilmek için gerekli esnekliği elde etmek ister. Günümüzde, yapıtlarının tasarım yapısını vurgulamak, dönüş ve dalga sayısını göstermek için bir yüzeyi farklı renk ve tonda olacak biçimde serinin yeniden titanyumdan üretilmesine girişilmiştir.
      Koman, formların ardındaki evrensel düzeni sezgiyle kavrar ve bu düzen içinde keşifler yapar. Hiperformlar, Moebius bandı, Sonsuzluk Eksi Bir türevleri, 1975-86 yılları arasında yaptığı her tasarım, doğadan soyutlanmış tek bir “inşa ilkesi”nin farklı sunumlarıdır. Söz konusu ilke, temellerini bin yıllar önce bulan “Altın Oran” yani form estetiğinin ardındaki sayısal düzendir. Bu düzenin fraktal kökeni “altın spiral” her yerdedir. Evren onu izleyerek uzanır. Komanʼın eserleri işte bu fraktal biçimin öznel yorumlarıdır. Onlar sanki insan eliyle yapılmamış, bir rastlantı sonucu keşfedilmiş gizemli varlıklardır. Evrenin kodlarını taşıyan, uygarlığın temelini oluşturan ʻideaʼlar gibi.
      İsveç Parlamentosuʼndaki Kraliyet Arması rölyefini tasarlamış ve arkasına bir not bırakmıştır: “Hayatın bir cilvesi, sizin devletin alamet-i farikasını da bir kara kafalı yaptı”. Irkçılığın çirkin yüzünü görmüş, kendi yaşamını tarihsel gelenekten, siyasi ve kültürel otoritelerden korumak için savaşmış, evrensel bir sanatçı olarak varolmuştur. Komanʼa göre insan her şeyin ölçüsü olduğu zaman kent, içinde yaşamaya değer bir yer olacaktır. Bu düşüncede soyutlama, insanı ve mekânı hedef alır, onları tarihin içindeki geçici kimliklerinden sıyırır, sonsuzluğun içine bırakır. Amacı, insanlara yaratıcı, öznel bir bakış açısı kazandırmak, içinde yaşadıkları koşulların tek ve mutlak olmadığını hatırlatmaktır. Sanatçı, insana özgürlüğünü ve gücünü geri verecek, taptaze bir gerçeklik düzlemi yaratmak adına çalışmalıdır. İlhan Koman ve arkadaşlarının 1955'te kuracakları Türk Groupe Espace'ı da bu uluslararası örgütlenmenin bir parçası olarak, bu amaçlar doğrultusunda etkinlik göstermiştir.
      İlhan Komanʼın kimi yapıtlarına bakan insan “bengi dönüş”ün bir imgesiyle karşılaşır. Önyargılarından, öğretilmiş inançlarından ve değerlerinden soyunur, özgürleşir. Çalışmalarını anlatan bir yazısında “Bir nesnenin sanat olması için, has, öz, gerçek olması gerekir. Sanatta tek ölçü budur. Sanatın kopya, özenti, taklit olmayan, kendi kendine bir olay olması gerekir. Bu, küçük veya büyük de olur, obje de eşya da olur, figüratif veya non-figüratif de olur. Bütün sorun tek ve gerçek olmasıdır... Bir de Racineʼin sanatı tarifi vardır: Sanat, hiçbir şeyden bir şey yapmaktır. Ben bazen çalışmamdan memnun olmayınca, kendi kendime küfür ve alayla Racineʼin lafını tersyüz edip, şimdi bir şeyden hiçbir şey yaptın be mübarek adam, derim. Aslında sanat, bence insanın bilinmeyene doğru çıktığı bir serüvendir. Sanatçı, devamlı kendisini yenileyebilmelidir” demiştir.

Yıldırım Arıcı

İlhan Koman
To Infinity… / Sonsuzluğa…, 1983
Spring steel / Yay çeliği
56x130x50 cm. (Limited Editions 1/9 - Sınırlı Edisyon: 1/9)

- “İlhan Koman Vakfı” tarafından damgalı, numaralı ve sertifikalı
- Bu iş dokuz artı bir sanatçı edisyonunun ilk eseridir


“Sonsuzluk Eksi Bir”, elementi kaide alarak türetilmiş yinelemeli şekillerden oluşan bir eserler serisi. Koman, bu seride Edirne’de geçirdiği çocukluğunda yaptığı uçurtma kuyruklarından ilham almış.

Bir sayfayı elimize alıp aşağıdaki ilüstrasyondaki gibi kestiğimizde, asıl dikdörtgenin uzunluğunu katlayan ve harika bir şekil yaratmaya yarayacak bir şerit elde ediyoruz.

“Sonsuzluk Eksi Bir” türevlerinde, “Sonsuz Sütun”da, “Hyperformlar”da hareket seyircinin zihninde süreklilik kazanır, form sonsuzluğa uzanır. Koman, rotorları için (döneç) rüzgârı, doğanın gücünü malzeme olarak kullanmıştır.