Gurgen Babayan

Biyografi:
1984 Erivan, Ermenistan’da doğdu
2002-2008 Erivan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Resim Bölümü eğitimi aldı

İş Deneyimleri:
2012-2016 Saratov Ulusal Drama Tiyatrosu, Rusya

Kişisel Sergiler:
2017 The Realist (Gerçekçi), Moskova Sanatçılar Birliği, Rusya

Grup Sergileri:
2016 Art.Who.Art, Moskova, Rusya
2014 Inter Art Gallery, New York, ABD
2014 Saratov Ulusal Drama Tiyatrosu, Saratov, Rusya
2011 Grup sergi, Cenevre, İsviçre
2009 Ulusal Sağlık Enstitüsü, Washington, ABD


Sanatçı Beyanı:
Bir figüratif sanat ressamı olarak, benim için her zaman yaratmak, onun hakkında konuşmaktan daha kolay olmuştur.

Kompozisyonlarımı yaratırken en temel dürtülerim her zaman günlük hayata dair duygular olmuşlardır. Aynı zamanda klasik sanattan, özellikle de Kuzey Rönesansı’nın resimsel geleneklerinden de ilham alıyorum. Her ne kadar bu bu kaynaklar benim için çok önemli olsa da yaratı sürecimin temel maksadı kendime dair sanat tarzımın ve resimsel dilimin keşfidir.

Her insan yaşam boyunca onu çevreleyen dünya ve bu dünyaya dair tarihi, kültürel, ruhani ve varoluşçu şartlardan etkilenir.  Buna rağmen, sanatçı bu varoluşun ilgi çekici yönünü analiz ederek insanoğlunun özüne dair yansımaları görsel formlar aracılığı ile bulmaya çalışır. Bu görsel dilin kendi kendine yettiğine ve herhangi bir sözlü izaha muhtaç olmadığına içtenlikle inanıyorum. Burada önemli bir nokta var – bu görsel formun aktarımındaki ustalık.

Aşağıdaki çalışmalarda, bakış açımı tam olarak kompozisyonlarla aktarmak amacıyla görsel dilimin gelişimi ile ilgileniyordum.  Sanatçının kendi eserlerine yönelik bakışı her zaman tarafsız olmadığından, izleyici başarılı olup olmadığım konusunda değerlendirme yapabilir.

Sergilenen çalışmalardan “Çatışma”, “Stigmata” ve “Sığınak”ta günlük hayatta tecelli eden Hristiyan mitolojisi ilgi odağım. Hristiyanlığın “mistik prizması” aracılığı ile gözlemlediğim gündelik hayata bakışımı tasvir etmekteyim. Biçimsel olarak bu kompozisyonlar “ilkel-natüralist” tarzda resmedilmiştir. Titizlikle detaylandırılmış kompozisyonlarda Orta Çağ ve Rönesans dini sanat geleneklerinden ve erken 20. Yüzyıl eserlerinden – “neo-maddesellik”, “Rus Avant-Garde’ı” ve “Flemenk Neoklasisizmi” gibi – esinlenmeler olduğu görülebilir. Yine bu eserlerde saçma “ahşap” pozlarda figürlerin, jestlerin, donuk ve statik kompozisyonların usulüne uygun bir şekilde renklendirilip ışıklandırıldığı görülebilir. Resimlerin ayrıntılı yüzeyi tüm sahneyi gizemli kılmakta. Havada rüyalardan çıkıp gelen bir şeyler var…







1.“Çatışma” bir erkek ve kadın arasında daha sonra meydan okumaya dönüşecek bir oyunu temsil etmekte. Yine de çarmıh altında dua edenlerin tavırlarında ve ellerinin pozisyonlarında fark edilebilir atıflar bulunmakta. Üzerlerindeki pencerenin çerçevesi boş bir haçı andırmaktadır – Mesih yükseliyor ve dua edenler, rakibini şaşırtarak kazanmaya dayalı “Ladushki” oyununu oynarken görünüyorlar. Pencereden yansıyan ışık ve çerçevenin çivileri figürleri buraya kadar getiren ve daha sonra onları yalnızlığa terk eden yüce bir gücü temsil etmekte.














2. “Stigmata”da mutfaklarında oturan bir aile görüyoruz, anne, baba ve çocuk. Adam mesihin yaralarıyla işaretlenmiş, ancak mesih olmadığı açık. Kompozisyona bakılırsa bir eş, kardeş ya da günlük mutfak işlerini yapan kadının oğlu olabilir. Bu başkahramanın stigmataya karşı duruşu herhangi bir cilt rahatsızlığından öteye gitmiyor. Arkasındaki kadın olan bitene kayıtsız ancak elindeki bıçak onu gizlenmiş bir öfkenin sembolü yapmakta. Çocuk ise sıradan bir merakı bünyesinde barındırıyor, şeker kavanozuna yakınlığı ve boş bir kap, foyasının altını çiziyor. Önplanda ise ayine dair semboller bulunmakta: şarap ve ekmek, ancak şarap renksiz ve daha çok vodka gibi görünmekte, ekmek ise kirli bir tabakta. Arkaplan ise günahkarları cezalandırmak için kullanılan elementleri temsil ediyor. Ateş, gaz ocağı ve tencere cehennemin sancılarını hatırlatmakta. Mutfak lavabosu Nuh’un Gemisi’ne atıfta bulunuyor. Çatlamış döşemeler ölmekte olan yeryüzünü, hanedeki gaz da zehirlenmiş havayı sembolize ediyor.








3. “Sığınak”, “Aziz Anthony’nin Baştan Çıkarılışı”nın özgür bir tefsiridir. Zebanilerden kaçmak için kendini odanın en köşesine saklayan bir adam görmekteyiz, ancak onu halihazırda bekleyen ve yaşlı bir adam gibi görünen bir çocuk ve arka tarafından çürümeye başlamış güzel suratlı bir kadın vardır. Yaşlı bir adamın yüzüne sahip olan çocuk sığınağın güvenliği hakkında düşünmeye pek izin vermemekte. Bu barınakta, camlar kırık, duvarlar bozuk ve ufalanmış, seyircinin pencereden göreceği şekilde yaşayan ölüleri andıran garip yaratıklar sığınağa doğru gelmekte. Dışarıdaki tehlikeden kaçmak, bu kahramanın içeride güvende olduğu anlamına gelmiyor.

Bu resimlerle işlenmeye devam eden bir diğer tema ise yalnızlık. Tüm bu kahramanlar, birilerine ulaşmaya çalıştıkça yalnızca acı çekiyorlar. Bu Maupassant’tan bir alıntıyı hatırlatıyor: “Birlikte olmak için duyduğumuz ebedi arzuda, yalnızca birbirimize tosluyoruz.”

Gurgen Babayan, Erivan, 2018